Deprem Kader İlişkisi
Yeryüzünde deprem, sel, fırtına, yanardağ patlamaları ya da tsunami gibi tüm felaketler aslında bir sünnetullahtır. Deprem hiç şüphesiz sebepleri ve hikmetleri çoktur. Bunlardan birincisi uyarması, ikincisi ceza vermesi ve üçüncüsü mü’min kulların günahlarına kefaret olması içindir.
Hiçbir şey Allah’ın iradesi dışında cereyan edemediği gibi bağımsız olarakta hareket edemez. Her şey Allah’ın kontrolündedir.
Depremin Yeryüzünde Oluşmasında 2 Hikmeti Vardır.
Birincisi tüm insanları uyarmak ve ikincisi depreme karşı bilinçli toplum meydana getirmek.
Hiç şüphesiz depremlerin birçok hikmetleri vardır. Allah’a isyan eden, küfre, şirke düşen, hayatını islamla şekillendirmeyen ve iman iddiasını taşıyarak Allah ile bağlarını koparan bir toplumu hiç şüphesiz Allah birçok yöntemle uyarmaktadır. Sel, yanardağ, deprem ve tsunami gibi birçok felaketler bir uyarı, ıslah ve terbiye eden ilahi müdahalelerdir.
Bir toplulukta açıktan fuhuş işlenir hale geldiğinde, onlar için taun (salgın hastalık) ve daha öncekilerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar.
Ölçü ve tartıda noksanlık yaptıklarında kıtlığa maruz kalırlar, geçim sıkıntısı çekerler ve zalim idareciler başlarına geçer.
Mallarının zekâtını vermediklerinde semadan gelen yağmurdan mahrum kalırlar. Eğer hayvanlar olmasa, kendilerine hiç yağmur gönderilmez.
Allah ve Resulü’nün ahdini yerine getirmediklerinde, Allah onlara dışarıdan düşman musallat eder. O düşmanlar onların ellerindeki birtakım mallara sahip olurlar.
Onların idarecileri Allah’ın indirdiğiyle hükmetmediği ve Allah’ın indirdiğini seçmediklerinde, Allah onlara kendi içlerinde dâhili fitne verir.”ibni Mace
Zina yayılınca depremler çoğalır. (Deylemi)
Günahlar açıktan işlenmeye başlanınca, iyi kötü herkes genel bir azaba maruz kalır. (Taberani)
Zina ve faiz yaygınlaşan toplum, Allahü teâlânın azabını hak etmiş olur. (Hakim)
İkincisi Japonya gibi Müslüman olmayan ülkelerde depremin olmasının hikmetleri yine hem uyarı niteliğinde ve aynı zamanda depremlere karşı bilinçli bir toplum yetiştirmek, sağlam yapıtlar yapmak ve Japonya’nın dünyadaki tüm insanlara deprem konusunda öğretmenlik konumuna getirmesidir. Ve bunun sonucunda tüm dünya ülkeleri Japonya’dan depreme karşı bilimsel eğitim almakla beraber sağlam yapıtları da öğrenmiş oluyor.
Kader Deprem İlişkisine Gelince…
Bugün maalesef toplumu din cahili bırakan bu ideolojik egemen iktidarlar birçok şüpheleri atarak toplumun din cehaletinden istifade ediyor. Kader konusunda cehaletin temel sebebi kaderin Kur’an ve sünnete göre bilinmemesinden kaynaklanıyor. Peki Kader nedir? Kader kısaca Allah’ın gelmiş, geçmiş ve olacak olan her şey bilmesidir.
İslam kaderi ikiye ayırır birincisi ”İhtiyari Kader” ikincisi ”İttirari Kader’’ İttirari kader bizim hiçbir şekilde tesirimizin olmadığı irademizin dışında olan şeylerdir. hangi ırktan olduğumuz, şeklimiz, babamız, hangi ülkede doğacağımız, iç organlarımızın durmada çalışması gibi durumlar kaderdir ama bizim tercih ve seçimlerimizde söz konusu olmayan zorunlu şeylerdir. İkincisi ihtiyari Kader yani İnsanların tercih ve seçimlerinde bağlı olan Kader. Kişi özgür iradesi ile iyi-kötü yada doğru-yanlış gibi ne yaparsa yapsın tercihlerinde sorumludur. İşte Allah’ın bu kimselerin özgür iradeleri ile tercih ettikleri olumlu olumsuz şeyleri de bilmesine yine biz kader diyoruz.
Politikacılar yalan söylediğinde ya da adaletli olduğunda, iş adamı hırsızlık yaptığında ya da dürüst olduğunda, gazeteci yalan ya da doğru haber yaptığında, müteahhit yaptığı binada ucuz kalitesiz malzeme kullanması yada demirinde hırsızlık yapması ya da mütahhitin dürüst olması gibi her şeyde Allah’ın hepsini bilmesine biz Kader diyoruz.
Dolayısıyla bilerek tercih ettiğimiz ve karar verdiğimiz her suç olan zulüm, hırsızlık, tecavüz, sahtekarlık ve yalan gibi durumlar bizim irademiz ile ilgilidir. Allahın bunları bilmesine kader diyoruz. Allah bu şerlerden razı değildir ama bir imtihan gereği izin vermesi onu Allah yaptırıyor demek başlı başına bir cehalettir.
Mesela sabah 06.02’de güneşin doğduğunu bilimsel verilerle önceden bilmek aynı zamanda kader demektir. Allahın insanların önceden yaptıkları tüm şeyleri bilmesi de kaderdir. Dolayısıyla Kader Allah’ın bilmesidir. Rabbimizin bilmesi insanlara zulmü, küfrü, şirki ve adaletsizliği dayatıyor anlamına gelmez. Bilakis insanlar tercih ve seçimleri ile kendi kararları doğrusunda Allah’ın bildiği o Kader çizgisinde ilerlemiş oluyorlar.
Başımıza Gelen Olumlu Yada Olumsuz Gibi Durumlarda İnsan Sorumludur.
مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِۘ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَۜ
Başına gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük de kendindendir. (Nisâ, 79
وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ
Başınıza gelen her musibet, ellerinizle kazandığınız (günahlar) sebebiyledir. Hem (Allah) çoğunu da affeder. (Şûrâ, 30)
وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Şayet o beldenin halkı iman etmiş ve (Allah’tan) korkup sakınmış olsaydı, göğün ve yerin bereket (kapılarını) onlara açardık. Fakat yalanladılar. Biz de onları işledikleri (günahlara) karşılık (azapla) yakalayıverdik. (7/A’râf, 96)
Ayetlerle Allaha İsyan Edenlerin Dünya Ve Ahiretteki Akibetleri
اَفَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَٓائِمُونَ
Yoksa o belde halkı, gece uyurken azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin mi oldular? (A’râf, 97)
قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Muhakkak ki onlardan öncekiler de tuzaklar kurdular. Allah onların evlerini temelden yıktı, üstlerindeki tavan başlarına çöktü ve azap onlara hiç ummadıkları bir yerden geldi. (Nahl, 26)
Rabbimiz zulümlerinden dolayı bir toplumu helak ettikten, sonra onlardan önceki toplumların aynı akıbet ile helak olduklarını gündeme getirmiştir. Peki bunların suçları neydi? Tarih boyunca tüm peygamberlerin gönderildiği toplumların ortak suçu ne ise bunlar da onu yapmışlardı. Hakk’a karşı isyan, kibir, inat, zulüm, adaletsizlik, şirk, küfür, Allah’tan başkalarına ibadet ve buna benzer kötülükler sebebiyle Allah inkar eden toplumlarını en sağlam temellerle kurdukları yerlerinden ettiğini bize haber veriyor.
اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ
Kötülükleri (yapabilmek için) tuzak kuranlar, Allah’ın onları yerin dibine geçirmesinden yahut hiç ummadıkları bir yerden azabın kendilerine gelmesinden emin mi oldular? (16/Nahl, 45)
Bu evrensel ayetlerle Allah geçmiş ve gelmiş tüm toplumların yaptıkları zulümler, kötülükler, şirk, küfür ve her türlü baskı, dayatma ve entrikalara karşı Allah onları tehdit etmekte. Onlar inat ve ısrarla İslam’a ve müslümanlara savaş açmaları sebebiyle Allah’ın onları yeryüzünde helak edeceği ve ahirette mağlup edeceğinin farkında bile değiller. Dolayısıyla Allah onların bu zulümlerini uyarmakla onları ıslah ve terbiye etmek isterken onlar inatla zulmeye devam ediyorlar.
فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ
(Bunun üzerine) onları korkunç bir sarsıntı yakaladı ve öz yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. (A’râf, 78)
Allah tarih boyunca tevhid risaletini taşıyan Resullerini göndermek suretiyle insanları Allah’a kulluk etmeye davet etmiştir. Ne zaman bir toplum Resullerin getiridiği şeyleri inkar etti, yüz çevirdi ve hayatlarına ilahi öğretilir egemen kılmadı Allah onlara müdahale etmek suretiyle azabın bir kısmını onlara tattırdı.
Bir zamanlar Salih Aleyhisselam’ın davetine icabet etmeyen Semud Kavmi kibir, inat ile şirke ve küfre bağlılıklarını ilan etmeleri, ekonomik olarak toplumu sömürmeleri, zulüm, haksızlık, adaletsizlik ve her türlü zorbalığın bu kimselerin elleriyle işlendiği bu dönemde ilahi öğretileri hiçe sayan ve Tevhide iman etmeyen bir toplumun helak olduğunu Rabbimiz beyan etmiştir.
فَكُلًّا اَخَذْنَا بِذَنْبِه۪ۚ فَمِنْهُمْ مَنْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًاۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُۚ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْاَرْضَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَغْرَقْنَاۚ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Her birini günahıyla yakalayıverdik. Onlardan kiminin üzerine taş yağdıran bir fırtına yolladık. Kimini (kulakları sağır eden) bir çığlık yakalayıverdi. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi, onlar kendilerine zulmediyorlardı. (29/Ankebût, 40)
Yine farklı zamanda ve başka bir bir çoğrafyadan Allah yeryüzünde yaşayan Medyen toplumuna Şuayb Aleyhisselam’a gönderiyor. Bu toplum Allah’a şirk koşuyor, küfre düşmüşler, inat, kibir, zulüm, adaletsizlik ve Allah’tan başkalarına kullu/ ibadet gibi birçok kötülüğün suçundan ötürü Allah onları yakalayarak yok ettiğini beyan etmiştir.
Kiyamet günü gerçekleşecek olan depremi tasvir eden bu ayetlerin dehşetli oluşu bizim için yeterli bir öğüt değil mi?
اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَاۙ
Yer, şiddetle sarsıldığında,
وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَاۙ
Ve ağırlıklarını (ölüler ve madenleri) dışarı attığında,
وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَاۚ
İnsan: “Buna ne oluyor böyle?” dediğinde,
يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَاۙ
O gün yer, (üzerinde işlenenlere dair) haberlerini anlatır.
بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَاۜ
Çünkü Rabbin, ona (“konuş” diye) vahyetmiştir.
يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ اَشْتَاتًاۙ لِيُرَوْا اَعْمَالَهُمْۜ
O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye, grup grup (yerlerinden) çıkarlar.
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۜ
Kim zerre-i miskal bir hayır işlemişse, onu görür.
وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ
Kim de zerre-i miskal bir şer işlemişse, onu görür.
Gürsel Gürbüz
Share this content:
Yorum gönder